Ana Sayfa Arama Galeri Video
Kategoriler
Sosyal Medya

Avrupa’da Türk imzası taşıyan başarı: İmdat Karataş’ın PF Security hikayesi

Avrupa’da Türk imzası taşıyan başarı: İmdat Karataş’ın PF Security hikayesi
Tarih: 2026-01-13 23:17:10

İş insanı İmdat Karataş: “Başarı, tesadüf değil; sabır, disiplin ve vicdanın sonucudur”

Kayseri’nin Küçük Toroman’a bağlı Kayapınar Köyü’nden başlayan bir hikaye… Hollanda limanlarında şekillenen bir iş hayatı… 16 yıllık emekle çıkılan basamaklar, alınan büyük riskler, kurulan güvenlik şirketleri, hayvanlara adanan bir vicdan ve şimdi sağlık turizmiyle Kayseri’ye uzanan yeni bir vizyon…

📲 Bizi WhatsApp Kanalımızdan Takip Edin

Son dakika haberlerini ve önemli gelişmeleri anında telefonunuza alın.

👉 WhatsApp Kanalına Katıl

İş insanı İmdat Karataş, gurbetin içinden doğan ama köklerinden hiç kopmayan bir başarı hikâyesini tüm samimiyetiyle anlattı.

“Benim hikâyem aslında babamın yola çıkmasıyla başladı”

İmdat Karataş, söze doğrudan ailesinden giriyor. Çünkü onun için başarı bir hikaye değil; aileden taşan bir irade.

“Babam 70’li yılların başında Hollanda’ya geldi. Ama öyle direkt gelmedi… Önce Fransa, Fransa’dan Almanya, Almanya’dan Hollanda‘ya… Babam araba tamircisiydi, ustaydı. Şimdi emekli. Annem de emekli. Babam yokluktan geldi. Gurbetçi hayali vardı… Hani ‘bir şey alıp döneyim memlekete’ hayali… Her gurbetçi gibi.”

Karataş’ın sesi bu noktada yumuşuyor. “Biz,” diyor, “o yokluğun içinde büyüdük ama şikayet ederek değil… Öğrenerek büyüdük, merdivenleri tek tek çıkarak hedefe ulaştık.”

“Dordrecht’te doğdum, büyüdüm… ama içimde hep Kayseri sevdası vardı”

Hollanda’nın Dordrecht kentinde doğmuş bir Kayserili Karataş, çocukluğunu Dordrecht’te geçirmiş. İlkokul, ortaokul, meslek okulu… ve bugüne kadar tüm yaşantısı aynı şehirde geçmiş. Dil sorunu yaşamamış; Avrupa’da doğmanın getirdiği avantajları da saklamıyor. “Burada doğup büyüdüğümüz için dilimiz vardı, uyum sorunumuz yoktu. Zorluk elbette var ama ben kendimi hiçbir zaman ‘mağdur’ gibi görmedim. Biz işimizi doğru yaparak var olduk.” diyor. Fakat bir cümleyi özellikle vurguluyor: “Kayseri tutkum var. Kayseri aşağıyım ben. İçimde hep Kayseri var.”

“12 yaşında çalışmaya başladım… çünkü bize ‘hak ederek kazanmayı’ öğrettiler”

Karataş’ın çalışma disiplininin kökü çok erken yaşlara dayanıyor.  “Aşağı yukarı 12 yaşında iş hayatına başladım. Okuldan sonra hafta sonları harçlığımı çıkarmak için reklam gazetesi dağıtırdık. Abimle bisikletle giderdik. Bir hafta reklam, bir hafta gazete…. Anne ve babamız bizi şımartmadı. Harçlık verirdi ama çalışınca kazandığın daha iyi gelir ya… Biz öyle büyüdük.”

İmdat Karataş’ın gözünde bu sadece bir anı değil; bugün kurduğu düzenin temel taşı.

“Benim ilk mesleğim mobilyacılık… usta diploması aldım”

Hikayenin pek bilinmeyen bölümü şu: Karataş’ın ilk mesleği güvenlik değil. “Aslında benim mesleğim mobilyacı. Özel mobilya tasarım üzerine okudum. Marangoz diyelim… Elle mobilyaya şekil veren usta diplomasına sahibim. Sonra tekrar okumaya devam ettim.”

Kendini “tek bir mesleğe sığdırmayan” bir yapısı olduğunu söylüyor Karataş: “Kafamda şu verdı: Bir meslek yetmez. Hayat bu… Bakarsın o iş olmaz, bu iş olur. Diplomayı alayım, cebimde dursun.”

“1998’de güvenliğe adım attım… 18 yaşındaydım, hem çalıştım hem okudum”

1998’de belediyenin verdiği güvenlik kursu hayatını değiştiriyor.

“O zaman belediye güvenlik kursu veriyordu ama şartı vardı. Bir yıl belediyenin himayesinde çalışacaksınız. Hem çalışıp hem okuyacaksın. O zaman 300 gulden maaş veriyorlardı. Ben 18 yaşındayım. 300 guldenle hem çalıştım hem okudum.”

1999’da sektöre girerek hayat şekilleniyor: “1999 yılında güvenliğe adım attım. 2015’e kadar hep işçi olarak çalıştım. Ama o yıllar boş geçmedi. Devamlı kendimi yeniledim, öğreneceklerimi, bilmediklerimi hayatta bana ne lazım olur hepsini kapmaya çalıştım. Güvenlikte yapacağım her şeyi yaptım. En üst kademeye kadar çıktım. Patronun bir altı seviyeye kadar geldim.”

Burada bir cümle kuruyor ve onun karakterini özetliyor: “Ben basamakları tek tek çıktım.”

“2015’te dedim ki… ben burada oturursam biterim”

Karataş, 2015 yılına gelindiğinde artık birşeyler yapmak istiyor: “Dedim ki bende potansiyel var. Daha okumak istiyorum, devam etmek istiyorum ama mümkünatı yok… bulunduğum yerde oturursam, içimdeki büyüme biter.”

Ve o an, hayatının en zor kararını veriyor: 16 yıllık işini bıraktım ve iş hayatına atıldım.

“16 yıl emek veriyorsun… insan kolay kolay ayrılmaz. Kolay da olmadı. Risk aldım. 2015’te işimden ayrıldım.”

Ailesinden tepkiler geliyor. Babasının “oğlum sağlam işini bırakma” demesini bugün hala unutmadığını söylüyor. “Baba olarak haklıydı. Ama ben hedeflerimi anlatamazsın. Baban bile olsa… Sen anlattığını sanırsın ama o anlamaz.”

“İlk yıl… evdekileri geride bırakmak zorunda kaldım”

Kendi işini kurmak için başlangıcı şöyle izah ediyor Karataş: “İlk sene tek başıma çalıştım. Saatli işlerle meşgul olduk. Günde 16 saat, 20 saat çalıştığım oldu. Haftanın 7 günü… Bir işi bırakıp öbürüne başlıyordum.”

Bu yoğunluk en çok ailesine yansıyor. “Normalde 8 saat çalışırsın, eve gelirsin. Sohbet edersin. Ben eşimi, çocuklarımı ihmal ettim. İstemeyerek oldu tabiki … çünkü ayakta kalmam lazımdı.”

Bu cümleyi duygusal bir sessizlik takip ediyor: “Ama eşim… en güçlü unsur eşim oldu. O olmasaydı belki hedeflerime ulaşamazdım.”

“Allah bir kapıyı açtı… bir baktım 23 kişi olduk”

İşler yavaş yavaş büyüyor. “Allah bir kapıyı açtı, derken iki işçi… üç… dört… derken şu an 23 arkadaşla hizmet veriyoruz.”

Bugün 2015’ten bu yana 10 yıl geçtiğini söylüyor ve ekliyor: “10 senedir firmam var. Bu firmayı 6’ya böldük. Çünkü güvenlik geniş sektör.”

Karataş’ın şirket yapısı, mesleğe bakışını da gösteriyor: Her hizmet ayrı uzmanlık, ayrı sorumluluk. “Liman güvenliği var. Sanayi güvenliği var. Araçla devriye var. Kamera ve alarm sistemi var. AVM güvenliği var. Parti, eğlence, fuar güvenliği var… Üst düzey güvenliğin sorumluluğu farklıdır.”

“Kağıt üzerinde güvenlik olmaz… ben mahcup olmak istemem”

Onun için güvenlik sadece “adam koymak” değil. “Ben bu işi alacağım da eleman yüzüme bulaştırır mı, bulaştırmaz mı diye bakarım. Mahçup olmak istemem. İşin hakkını vermem lazım.”

Disiplin kelimesini özellikle vurguluyor: “İş disiplini bizde en önemli aşamadır.” Ve dürüstlüğü bir “iş stratejisi” değil, bir “hayat prensibi” olarak görüyor. “İş hayatında dürüstlük ve karşılıklı güven önemlidir. Söz verdin mi yerine getireceksin. Bizim işimiz güvene dayalı.”

“Müdürüm Hollandalı… biz bir ekibiz”

Şirketinde bir Hollandalı müdürle çalıştığını söyleyen Karataş, ekibini “dostane” diye tarif ediyor. “Teklif verilecekse müdürüm işlemleri yapar. Karşılıklı güven, sadakat ve empati bizim çalışma şiarımız.”

Kendine dair bir cümle kuruyor: “Ben işimi asla aksatmam. Çalışma arkadaşlarımdan önce işimin başında olurum.” Ev ile iş arasında 65 kilometre mesafe olduğunu söylüyor; ama yine de “geç kalmam” diyor.

Port Facility Security: Limanlardan doğan bir marka

Markasının ismini de bir stratejiyle seçiyor.

“Öyle bir isim olsun istedim ki uluslararası olsun. Hollanda liman ülkesi… port dedik, Port Facility… ağırlığımız liman.” Bu alanda ekstra sertifikalar aldığını ve yıllarca kendini geliştirdiğini vurguluyor. “Liman güvenliğinde şef olmak için ekstra belgeler var. Zaman harcadım, sertifikaları aldım.”

“İşçiye alın teri kurumadan hakkını vermek… bu benim çizgim”

İmdat Karataş, çalışanlarına “standart üstü ücret” hedefi koyduğunu söylüyor.

“Çalışma arkadaşlarıma değerinden fazla değer vermek… ücretlerini standartın üstüne çıkartmak… insanlara değer vermek istiyorum.”

Bunu sadece yönetim anlayışı değil, bir inanç olarak anlatıyor: “Peygamber Efendimizin hadisindeki gibi… işçiye alın teri kurumadan hakkını vermek.”

Ve insan ayırmadığını özellikle ekliyor: “Türk, Hollandalı, başka ülke… ayrım yapmayız. Biz insanın kalitelisine, iş ahlakına ve insancıl yönüne bakarız.”

Depremde “dilsiz canlar” için koştu: “Hayvanlar da bir varlık”

Karataş’ın sosyal sorumluluğu özellikle hayvanlar üzerinden ilerliyor. Kayseri Hayvanları Koruma Derneği’nde onursal başkan olduğunu söylüyor.

“Depremde buradan atladım, Kayseri’ye geldim. Oradan Elbistan’a gittik. Hayvanları topladık, Kayseri’ye getirdik. Dağıtım yaptık; Ankara’ya, İstanbul’a…”

Ve cümle ağırlaşıyor: “İnsanlara destek çok oldu. Devlet elinden geleni yaptı. Ama hayvanlar dilsiz… ben hayvanlara çok değer veririm.”

Karataş, Hollanda ve Kayseri’de mama dağıtımı yaptıklarını, parası olmayan ailelerin hayvanlarına destek verdiklerini anlatıyor. “Önceliğim dilsiz varlıklar. Evimde de kedi köpek var. Hayvan sevgisi başka bir duygu… karşılığı yok. Hayvanlar, insana verilmiş ilahi emanetlerdir; bu emanetlere iyi bakmak ve onlara zulmetmemek gerekir.”

“Poligon benim nefes aldığım yer… ama aile her şeyin üstünde”

Sosyal hayatı sınırlı. İş yoğunluğu nedeniyle bisiklet, futbol gibi sporlara vakit bulamadığını söylüyor Karataş. “Vaktim olunca poligona gidiyorum. Haftanın 3 günü atış yaparım. Bana iyi geliyor.”

Ama asıl huzur alanı ailesi: “Torunum var. Çocuklar kendi evlerinde. Eşimle kaldık. Evde dört köpek, iki kedi… ailemi ziyaret ederim, sıkıntılarını gidermeye çalışırım.”

2025’te Kayseri’de yaşadığı ameliyat, yeni bir kapı açtı: Sağlık turizmi

Karataş’ın hayatındaki yeni sayfa, 2025 Temmuz’unda Kayseri’de yaşadığı bir sağlık süreciyle başlıyor.

“Eşimi MR’a götürdüm, ben de çektirdim. Üç kademeli boyun fıtığı çıktı.” Hollanda’da bekleme süresinin aylar olabileceğini, boyun fıtığı ile ilgili riskli uyarılar aldığını söylüyor.

“3-6 ay sürebilir dediler. Kaza anında felç kalma riski gibi şeyler… en kısa zamanda ameliyat dediler.”

Türkiye’de gördüğü ilgi onu etkiliyor: “Aynı gün ameliyat oldum, iki gün sonra taburcu oldum. İlgi alaka beni bu alanda bir işe sevk etti.”

Ve burada yeni projesini açıklıyor: Kayseri Care Travel.

“Hollanda ile Türkiye arasında sağlık turizmi… saç ekimi, göz, botoks, operasyonlar… güvenli, hijyenik, emin ellerde.”

Planı net: “Havalimanından hastaneye, konaklamadan tatile kadar paket hizmet. Rehberlik. Farklı dillerde hizmet.”

Bu işin merkezine yine “güven”i koyuyor: “Ben bir iş yapıyorsam garanti vermem lazım. İnsanları yolda bırakamam.”

“Avrupa’da yetişmenin farkı var: işini temiz yaparsın”

Karataş, Avrupa kültürüyle büyümüş olmanın iş disiplinine yansıdığını savunuyor.

“Bir: dürüstsün. İki: işini temiz yaparsın. Sadakat… müşteri memnuniyeti… bunlar esastır.”

Türkiye’de turizmin tanıtım eksikliğine de değiniyor: “Kayseri’nin doğası, kültürü var. Ama tanıtım eksiği var. Erciyes var… sağlık turizmiyle yeni vizyon katacağız.”

“Gençlere söylüyorum: basamakları tek tek çıkın”

Röportajın en öğretici bölümü gençlere şöyle mesaj veriyor Karataş: “Diplomayı alınca hemen ‘ben oldum’ demeyin. Kaybedersiniz.”

Kendini örnek veriyor: “Ben 5 senede bile daha yeni piştim. Basamakları tek tek çıktım. Düşe kalka öğrendim.”

Oğluna yaklaşımı ise çok net: “Evde oğlum. Şirkette elemanım. Bunu herkes bilir. En çok da ona yüklenirim iş yerinde.”

Bu tavrın sebebini açıkça söylüyor: “Tecrübe olmadan kimse o koltuğu taşıyamaz.”

AKİB’de sorumluluk: “Boş söz değil, icraat”

Karataş, Avrupa Kayserili İşverenler Birliği (AKİB) içinde sağlık ve turizm komisyon başkanı olarak görev yaptığını söylüyor: “Benim amacım AKİB’i daha üst seviyeye taşımak. Ama boş laflarla değil.”

Birliğe katılma sürecini de “inandığım için girdim” diyerek özetliyor. “Bir şey söylüyorsak, gerçekleştirmemiz lazım.”

“Benim hedefim 10 yıl sonra 100 kişiye ekmek vermek”

Röportajın sonunda Karataş’ın sesi yine Kayseri’ye dönüyor.

“Kayseri’de şirketler kurduk, iş imkanı açmak istiyoruz. Türkiye’de ana merkez, Hollanda’da ve Avrupa’da şubeler… hedefim bu.”

Ve cümleyi güçlü bir hedefle bitiriyor: “10 yıl sonra İmdat Karataş’ın yanında 100 çalışan… 100 ekmek yiyen… ailelerine bakan bir şirket olsun istiyorum.”

Ama onun için başarı sadece büyümek değil: “Birçok insanın gönlüne dokunmak istiyorum. Hayvanlar için bir çiftlik hayalim var. Arsam var… ne gerekiyorsa yapacağım.”

Son sözünü ise hayat felsefesi gibi söylüyor: “Sağlıklı hayat… para bir şey değil. Önce insan. Sonra iş. İşin içinde vicdan yoksa, o iş büyüse ne olur?”

Paylaş